9 Kasım 2012 Cuma

Toprak Ana


Yazarı: Cengiz Aytmatov
Ötüken Yayınları
144 Sayfa – Basım 2004

Kitaba Not : 10 / 10


Okuyucunun düşüncesi:

            “Savaşı, savaş mağdurlarını anlatan kitaplar var, ancak bu bambaşka bir hikaye… Bu bir annenin savaşa bakışı, verdiği kayıpları ve direnişinin hikayesi.

            Her cümleyle insanın içine burkan bir yokluğu anlatıyor, eğer hiç Aytmatov okumadıysanız kesinlikle bununla başlayın, daha önce yapmadığınız için kendinize kızacaksınız. Edebi süslemelerinin hiç birinde ihtiyaç duyulmamış, çünkü konu o kadar derin ki tek başına yetiyor etkilemeye.

            Bozkır yaşamına tanıklık ediyor, bir tek başağın bile bir insanın hayatında ne kadar değerli olduğunu anlıyorsunuz. Çalışmanın bazı insanlar için büyük bir erdem ve mutluluk olduğunu çözümlüyorsunuz. Böyle bir ortamda yaşamış bir insan için bambaşka bir hayatın kapıları aralanıyor.

            Bu topraktan beslenen, onunla yaşayan, onunla dertleşen bir annenin ölülerine gösterdiği saygının, sevginin ve anlayışın öyküsü. Bir anne olan sevgilinin, kocasına duyduğu aşkla ondan kalanlara sahip çıkma savaşı.

            Savaşlar insanların umutlarını, hayallerini, geleceklerini, hayatlarını çalıyor. Bazıları da buna izin veriyor. Bir avuç insan ise bu kararlar yüzünden oradan oraya savruluyor. İşte bu gerçeklerin açıkça anlatıldığı bir kitap bu can yakanından.

            Bu zamana kadar ne tür kitap okumuş olursanız olun, siz uymayacağını düşünseniz bile ilk başta, emin olun bu kitap tüm insanlık için yazılmış.

            “Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır.”

“Bir ananın mutluluğu, milletin mutluluğundan doğuyor, aynı kökten olan ağacın dalları gibi bir kökten geliyor.”

“Halk bir denizdir, derin yeri de vardır, sığ yeri de...”

“İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.”

“Savaş kanlı çizmeleriyle insanları kırk yıl çiğneyip ezebilir, onları öldürebilir, her şeyi yakıp yıkabilirdi ama insan denen varlığa baş eğdiremez, değerini düşürüp onu gerçek anlamda mağlup edemezdi.”

***

Bugün “Ölüleri Anma Günü” Toprak Ana, sen ve ben yıllardır burada onları yad ederiz kimse bilmez. Çocuk hala hiçbir şeyi bilmez, herkes bilir bir tek o bilmez. Anlatmak için yüzlerce yol bulurum, sonra hiç birini beğenmem. Geçen sene çok hastalandım biliyorsun, hiç gitmeden başımda bekledi, o zaman ölmeden anlatayım dedim, gene anlatamadım.

         Bugün “Ölüleri Anma Günü” Toprak Ana, yıllar önce küçük bir kızken getirmişlerdi beni buraya, sonra çok sevdim ekin ekmeyi de biçmeyi de. On yedime geldiğimde en hızlılardan biriydim bir de Suvankul vardı. Başka yerden gelmişti çalışmaya, hiçbir şey yoktu. Her sabah en erken biz giderdik tarlaya, beni beklediğini bilirdim hep.

         Bir gece birlikte gökyüzünü izledik, mutluluğunun nasıl bir şey olduğunu ondan dinledim. Evlendik, beraber ektik, biçtik bir çatımız peş peşe olan üç çocuğumuz oldu. Ahh çocuklarım keşke peş peşe doğurmasaydım sizi o zaman bunlar başımıza gelmezdi. Ama olsun böyle dememeliyim.

         “Anlat Tolgonay” dedi toprak.

         Suvankul, ekip başı oldu, sonra çocuklarımızdan okuma yazmayı öğrendi. Hayalini kurduğum her şeye sahiptim, mutluluğu yaşamıştım. İlk traktörü alıp geldiğinde yanında oğullarımda vardı. Kasım, Maysalbek, Caynak, o gün ilk kez oğullarımın babalarına ne kadar benzediklerini fark ettim, onlarla gurur duydum.

         Onlar hiçbir zaman ayırt etmedim ama ne yalan söyleyeyim Maysalbek’e daha düşkündüm, belki de evden hep uzak olduğu içindi. Kasım, biçerdöver sürücülüğünü öğrenmek için gitmiş, sonra babası gibi canla başla çalışmıştı. Maysalbek, aralarında okula en düşkün olandı, öğretmen olmak için yuvadan erken uçmuştu. Caynak ise arkadaşlarıyla o kulüpten o kulübe koşup duruyor, eve uğramadığı zamanlar oluyordu. O zamanlarda ona çok söylenirdim.

         Kasım, gittiği köyde bir kızı sevmiş, onunla evlenmişti. Aliman, çok güzel ve çok iyi huylu bir gelindi. Onu başta beğenmiş, sonra iyice öz kızım gibi sevmiş ve bağlanmıştım. Onunda Kasım’ı ne kadar sevdiğini gördükçe daha çok mutlu oluyordum.

         Ekinleri kaldırmak için çalıştığımız o sıcak günlerden birinde çayın karşı tarafından gelen bir atlı gördük. Geçecek bir köprü ararken daha fazla beklemeden çaya daldı atıyla. Savaş haberini getirmişti genç çocuk, savaşla beraber her şeyin değişeceğini taşımıştı yanında.



         Bu haberden sonra Kasım daha fazla çalışmaya başladı, sıcaklar artıyor ama o pes etmiyordu. Suvankul’da eskisinden daha çok koşturuyordu, bu zamanlarda ekip başına ihtiyaç daha fazlaydı. Savaşın seslerini duymasak da sonunda bunu anlamamızı sağlayan Kasım’a gelen savaş çağrısı oldu. Hayatımız ondan sonra çok değiştiği Toprak Ana.



MUTLU BİR SON




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder